[genç soluklar 2004]
melisa önel “-”
melisa önel
1980 İzmir doğumlu. Tufts Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Çatışma Uzlaşması ve Barış alanından mezun oldu. Tufts Üniversitesi’nde fotoğraf dersi asistanlığı yaptı ve tiyatro yönetmenliği, yazı, video sanatı ve oyunculuk dallarında dersler aldı. Halen İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü'nde yüksek lisans yapıyor ve çalışmalarına İstanbul'da devam ediyor.
“-”
“16 yaşında fotograf çekmeye başladım. Uluslararası ilişkiler bölümünden mezun olmama rağmen fotoğrafa da eşit, hatta daha fazla ağırlık verdim. Ilk başta da, şu an olduğu gibi, fotoğraf karesini bir sahne olarak kullandım. Her defasında belirli bir olasılığın yaşandığı, ‘gerçek’ olanın tekrarını, kendi adıma hissettiğim ‘gerçek’ hissini kaybetmeden yaşatabileceğim görüntüler yaratmaya çalıştım. Yaratılan karakterlerin özgür olabileceği yerleri yaratıp, onları, bir hareketi, içgüdüyü, durumu gözetlemek istedim. Yarattığım görüntünün gerçekliğine inanabilmem ve şaşırabilmem benim için en önemli şey herhalde. Her defasında bilmediğim bir noktayı görebilecek gibi bakabilmek bundan sonrası için de isteyebileceğim en büyük şey.
Genelde seriler halinde fotoğraf çekiyorum. Sanırım sebebi, belirli bir doğru/tam ifadeyi/cümleyi değil, olma süresini gözlemlemek. Bu seride bir kadın karakter var. Sanırım fotoğraflar bu kadının bir yere geri dönüşü veya hiçbir zaman gidememiş olması ile ilgili. Sanki yıllar geçmiş ve içinde bir parça, büyükçe, orada, geçmişte kalmış. Kadının bir parçası, kendisinin görünmez olduğu bir zaman diliminde yaşıyor, diğer tarafı ise gözle görüldüğü için tanımlanabilir ‘normal’ yerde. Zamansız ve isimsiz bir bölgede, bir hayalete dönüşmüş. Geçmiş hayatını tekrar ve tekrar yaşıyor, belki de ilk defa bu kadar çıplak ve gerçek bir şekilde hayatını başkalarının ve kendi gözleri önüne koyuyor. “İşte” diyor, “buradaydım, hep olduğum gibi. Belki görememiştin. Ama artık ortaya çıktım. Hep burada olacağım. Aynı şeyleri yaptıkça beni anlayabilmen ve kendim için.” Bir nevi korkusuzluk. Ve o histe fotoğrafa sığınıyor.  
Bilemiyorum.”