[genç soluklar 2004]
belgin çöleri dikey kentin derinleri
belgin çöleri
1971 Ağrı doğumlu. Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü mezunu. Fotoğrafla, lisede fotoğrafçılık kolu başkanıykan tanıştı. Mimar Sinan Üniversitesi ve Akdeniz Üniversitesi'nde iki kez yüksek lisans denemesi oldu. Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Üniversiteden ayrılıp fotoğrafa profesyonel olarak dönüş yaptı. Dergilerde fotoğraf editörü olarak çalıştı. Fotoğraf Vakfı ve İstanbul Saydam Günleri içerisinde yer aldı. Halen Fotoğraf Vakfı'nın yönetim kurulunda yer alıyor ve bir dergide fotoğraf editörü olarak çalışmaya devam ediyor.

dikey kentin derinleri
“Bu çalışma ‘kent’ konulu fotoğraf dizisinin ilk bölümünü oluşturmaktadır. Fotoğraflar belgesel fotoğraf niteliği taşımamakta, ‘modern kent’ olgusunu sanat tarihi, uygarlık tarihi, mimarlık tarihi gibi bilimlerden faydalanarak ele almaya çalışmaktadır. Fotoğraflar İstanbul’a diğer çağdaşı olan kentlerde de olduğu gibi, modern kentin en önemli imgelerinden biri olan metroyla bakmaktadır. Bu bakış metrodaki İstanbul’u göstermemekte, modern kentin parçası olarak yalnızca metroyu tanımlamaktadır.
İlk insandan bu yana bütün mitlerde ve dinlerde var olan yer altı (cehennem)-gökyüzü (cennet) kavramı, bugünün modern kentlerinin oluşumunda önemli bir yere sahiptir. İnsanlığın on binlerce yıllık cennete ve cehenneme olan inancı ve merakı, on dokuzuncu yüzyıl Sanayi Devrimi’nin teknolojik gücüyle birleşince bugünün gökdelenleri ve yer altı yaşam bölgeleri ortaya çıkmıştır. On dokuzuncu yüzyıl Sanayi Devrimi’nin en önemli özelliği, bugün kullanılan teknolojinin ortaya çıktığı dönem olmasıyla birlikte buharlı makinenin (tren) icat edilmesidir. Bu, ‘hız’ kavramını modernlik kavramının içine yerleştirmiş, modern şehirler de her şeyin hızla ölçüldüğü yerler haline gelmiştir. Hızlı ve hazır yemek, hızlı ulaşım, hızlı iletişim… Metronun hız, teknoloji ve yer altı kavramını içinde barındıran özelliğiyle modern şehrin en önemli parçası olması, hiç kuşkusuz ki kaçınılmazdır.
İnsanın bütün bunlar arasında durumu biraz karışıktır. Yine on dokuzuncu yüzyıldan insana miras kalmış olan yabancılaşma ve yalnızlık duyguları, bugünün metropollerinin yaşam biçimi haline gelmiştir. Fotoğraflarda insanlar bire bir görüntüleri ve birbirleriyle iletişim halleriyle gösterilmemiş, ‘hız’la ve teknolojiyle birlikte yok olmaya yakın ve silikleşmiş siluetler halinde yorumlanmıştır.
Çekimler, İstanbul Metrosu’nda ve metro ile aynı derinlikte birleşik konumlanmış ve metrodan girişi bulunan Metrocity Alışveriş Merkezi’nde yapılmıştır. Metrocity bu çalışma içinde önemli bir olguyu temsil etmektedir; yerin derinlerinden gökyüzüne yükselen kenti…”